güzel bir oda
in

Güzel Bir Oda

Güzel Bir Oda….

Hasan ailesiyle birlikte kendilerine ait olan üç odalı bir evde yaşamaktaydı. Babaannesi de onlarla birlikte yaşıyordu. Üç odalı evin bir odasını, babaannesinin rahat edebilmesi için ayırmışlardı. Babaannesi Hasan’ı canından çok seviyordu. O kadar ki, aynı evde olduklarından Hasan’ın üzerinde neredeyse annesinden daha fazla emeği vardı. Hizmet eder, bir dediğini iki etmezdi. Çünkü vakti zamanında Hasan’ın babannesi bir erkek torunu olmasını çok istiyordu…Bir oğlundan iki tane kız torunu, diğer oğlundan ise 3 tane kız torunu olmuştu. Onları da severdi. Onları da gözünden sakınmış, yine annelerinden fazla bakıp büyütmüştü.

Fakat bir de erkek torunu olsa ne güzel olurdu. Onu uyarıyorlardı evdekiler:

-Anne bak böyle diyorsun ama Allah’a hata bir söz söylemiş olursun Allah muhafaza. Sağlıklı olsun da ister erkek, ister kız olsun. Doğrudan erkek torun istemek doğru bir şey değil.

” Olsun ” diyordu babaanne, ” bir erkek torun olsa ne iyi olur ”

Günlerden bir gün, hiç planlamadıkları bir şekilde Hasan dünyaya geldi. Aslında Hasan bir sürprizdi aile için. Bebek planlamadıkları halde oluşmuş ve doğmuştu. Tüm aile ve akrabalar Hasan’a ilgi gösterdiler. En çok da babaanne sevinmişti. Bir erkek torunu olmuştu artık… Doğum kutlamasına gelenleri çocuğa dokundurmuyordu bile. Dokunmasınlar pis elleriyle. Çocuk hastalanmasın…

Ama bir terslik vardı. Çocuk zamanından erken doğduğu için çok ufaktı.Tam gelişmediğinden bir süre daha hastanede kalması gerekiyordu. Bir süre hastanede kaldıktan sonra çocuğu eve getirdiler. Çocuk hastanede ne olduysa kapkara yanmıştı.Yaşamasından da ümit yoktu. Ondan önce doğanlar da ya ölü doğmuştu ya da kısa süre yaşayıp ölmüştü. Abi – kardeş her iki ailede de doğan ve ölen çocuklar oluyordu sık sık.

Hasan da çok ufaktı ve yanmıştı.Vücudundaki damarlar dışarıdan rahatlıkla görülebiliyordu gelişimini tamamlamadığı için.

Fakat bir gün Hasan sokaktan gelen korna sesiyle beşiğinde sıçradı. Günler günleri kovalıyordu. Başka bir gün bezini açtıkları anda Hasan, yüzlerine karşı koyuverdi sidiği. Ortamda bir neşe oluştu birden. Güldüler, sevindiler. Duyuları sağlam. Kendisi de hayata sağlam tutunuyor. Ölmeyecek Hasan, ölmeyecek.

Hasan ölmedi.Günler geçtikçe biraz daha gelişti ve canlandı. İlk geldiği zamanlarda bedeninin tamamı avuç içinden ufakken, yaşamaya umut yokken yaşadı.

Hasan altı yaşına gelmişti. O zamana gelinceye kadar çok emekler verilmiş, çeşit çeşit vitaminlerle beslenmişti. Ama ayaklarından engelli olmuştu. Yürüyemiyordu, basamıyordu ayaklarının üstüne.

İşte bir erkek evlat bahşedilmişti ama sağlıklı değildi. Hem de oldukça yaramaz ve huysuz bir çocuktu Hasan. Dediğim dedikti, her şeyi kırıp dökmeyi, atmayı severdi. Buna rağmen ailesi ve babaannesi onu el üstünde tuttular. Engelli oluşunu ellerinden geldiğince hissettirmemeye çalıştılar.

Zaten kendisi de çocuktu. Ne kadar engelliyse de çocukluğun verdiği masumiyetle çok fazla etkilenmiyordu bundan. Çünkü gerçek anlamda da el üstünde tutuluyordu. Sırtta, kucakta taşınıyordu. Ama illa ki erkek evlat istemenin bedelini herkes ödüyordu. Hasan o kadar yaramaz ve huysuzdu ki, hakkından gelemiyorlardı.

Yıllar geçti…Hasan bu şekilde her şeye rağmen büyüdü. Başkalarınınki gibi kendine ait odası olmasını çok istiyordu. Odasını dayayıp döşemek.Ama ev üç odalıydı. Zaten birisi babaannesine aitti.

Hasan ile babaanne aynı odada yatıyorlardı. Hasan’ın yatağı oradaydı. Kendini bildi bileli hep böyle olduğundan, ayda yılda bir sefer babaannesi, halasına gidecek olsa, Hasan sorun çıkarırdı babaannesinin gittiği gece korkudan uyuyamazdı.Yalnız olmaya alışık değildi.

Tüm huysuzluğuna rağmen Hasan da babaannesini çok sever, onları üzse de yokluklarını düşünmeyi bile hazmedemezdi.

Ama yine de şöyle düşünmeye başladı aklının bir köşesinden.Babaannesi öldüğü zaman odayı istediği gibi dekor edebilirdi. Güzel bir oda istiyordu kendine.

Yıllar yılları kovaladı. Herkes gibi babaannesinin de ölüm zamanı geldi çattı. Dayanamıyordu Hasan, çünkü daha hiç kendi yakınlarından bir ölüm yaşamamıştı. Ama buna da alışacaktı.

Artık odada tek başınaydı.Yalnız olmaya da alışacak, gördüğü kabuslar sonrası birden bire uyanarak su içme bahanesiyle babaannesini uyandıramayacaktı. Ama alışmalıydı, başka çare yoktu.

Aradan bir süre daha geçtikten sonra odadan eşyalar boşaltılıyordu.İşte çok istediği bir oda hayali gerçekleşiyordu.Odayı istediği gibi dayadı döşedi. Hayalleri de vardı daha sonrası için. Odası çok güzel görünüyordu.

Aradan yıllar geçti…Çocukluk, ergenlik evresi derken Hasan koca adam oldu. Fakat engelliliğin de verdiği buhranlı hayat yüzünden hem bedensel, hem ruhsal olarak çökmüştü. Şimdi Hasan da bir oda istemenin bedelini ödüyordu. Babaannesi ölecek oda onun olacaktı, oldu da.

Ama Hasan düşündüğünde anladı ki, onu ruhsal olarak ayakta tutan, hayattan zevk almasını sağlayan ve her yönden çökmesini önleyen babaannesiydi. “Bir oda istedim ama karşılığında hayatımı vermişim diye düşündü.Hayat acıtıyordu artık canını. Çocuk değildi ve her şey birden bire sihirli bir şekilde çözülmüyordu. Kimse onu önemsemiyormuş gibi hissediyordu. Babaannesi ve ona pozitif enerji veren tüm sevdiği insanlar bu dünyadan göçmüştü artık.

Geriye sadece istediği gibi döşediği güzel bir oda kalmıştı.




  • Ne düşünüyorsun?

    Olumlu Oy Olumsuz Oy

    Toplam oylar: 0

    Olumlu Oylar: 0

    Olumlu Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Olumsuz Oylar: 0

    Olumsuz Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Yorumlar

    Bir cevap yazın

    Yükleniyor…

    Yorumlar

    yorumlar