hasan efendi
in

Yeşil Elbise

Kasabanın üzerindeki derin karanlık yavaş yavaş yok olmaya başlamadan Ezan sesi karanlıkları delerek semaya doğru yükseliyordu.

Sessiz ortamda daha bir anlamlı ve insanın yüreğini sızlatan bu çağrı uyumakta olan Hasan Efendi’nin kulağını ilik bir rüzgâr gibi okşuyordu. Hızla yataktan kalkıp rehavet veren uykuyu bıçak gibi kesip atan soğuk suyla abdest aldı.

Gözlerinde uykudan eser kalmamıştı. Gayet dinç ve huşu içerisinde kildi namazını. Namaz sonrası yine tüm ümmet için dualar etti.

Gün tamamen ağarana dek surdu duası. Hasan efendi emekli olmuş, çocuklarını evlendirdikten sonra da eşiyle ikisi yalnız yaşamaya başlamışlardı. Günlerini cami ile ev arasında geçiriyor, gençliğinde yapamadıkları için tövbe ve dualarla telafi etmeye çalışıyordu.

Gerçi gençken de alnı secdeye varıyor, elinden geldiği kadar Allah’ın hükümlerini yerine getirmeye çalışıyordu. Ama yaş ilerleyince ve çocukların sorumlulukları biraz da olsa Uzerlerinden kalkınca kendini Allah’a daha da fazla adamıştı.

Boş sözden ve faydasız olan her şeyden kendini uzak tutmaya çalışıyor, sadece cami cemaatiyle İslami sohbetler edip kasabanın tek kahvesine bile uğramıyordu.

Yani samimi olduğu insanlar sadece cami cemaatiydi. Caminin imamıyla ve birkaç arkadaşıyla fikir alışverişinde bulunmak onu çok mutlu ediyor bilmediklerini araştırarak öğrenmek ise son derece huzur veriyordu ona.

Öğlen ezani okunmadan abdest alarak hızla çekti evden. Camiye yetişmek için acele ediyordu ki evleriyle bitişik komşusu da koşarak çekti evinden.

– Hasan efendi sende mi geç kaldın?

– Evet, Ramazan Efendi

-Hayırdır sen niye koşuyorsun?

– Dükkâna çocuğu birikip yemeğe gelmiştim bir hata yapmadan ona yetişeyim diye acele ediyorum

-Sen camiye mi gidiyorsun?

– Evet, komşum camiye gidiyorum.

– Hoca efendiye söyle de hoparlörün sesini biraz kessin

-Sabah sabah yankılanıyor

-O kadar açmasının ne gereği var ki? Namaz kılan saatini kursun da kalksın o vakitte. Tüm kasabayı rahatsız etmenin bir anlamı yok ki

– Yapma komşum. Ezan sesinden rahatsız olur mu insan? O sesi duyarak belki namaza kalkacak ve hayati boyunca da bırakmadan alnı secdeye varacak. Ben bu vebali yüklenemem. Sen kestirirsen bende açılması için elimden geleni yaparım.

-Tamam, hadi yine başlama nasihate. Ben gider çatarım bir gün ona. Hadi geç kaldım ben

– Allah’a emanet ol komşum-Para kazanma hırsını inşallah bir gün yener sende bize katılırsın. Allah büyüktür.

– Boş ver Hasan Efendi. Sen beni kurtarırsın komşumsun ya.

Hızla uzaklaştı oradan. Hasan efendi acı bir tebessümle ardından bakakaldı. Kasabanın kasabıydı Ramazan efendi. Bir de ona en yakın olan komşusu. Her işe gelip giderken yeşil önlüğünü giymiş para kazanma hırsıyla dükkânına koşarken görürdü.

Senelerdir bir kere bile camide görmemişti onu. Onu her gördüğü yerde tavsiyelerde bulunur, bu dünyanın gelip geçici olduğunu ve ne kadar para kazanırsa kazansının, ne kadar mal yığarsa yığsın, ne kadar arsa ve tarla satın alırsa alsın, kendinden çok uzaklarda görse de ölümün er geç onu da yakalayıvereceğini anlatırdı. O da o, alaycı bir ifadeyle karşılık vererek iş önlüğünü hızla giyip koşardı dükkânına.

Hasan efendi derin düşünceler arasında girdi camiye. İçerisini şöyle bir süzdü. Genelde hep ayni insanlar vardı. Bazen Cuma günleri biraz fazlalaşsalar da tıka basa dolu hiç görmemişti buraya Ramazan Efendi cumalara bile gelmez, Hatta o vakitte dükkanını bile kapatmaz müşteri gelebilir endişesiyle ısrarla beklerdi. Artık klasikleşmiş bir şekilde başıyla her birini selamlamış boş olan caminin önündeki safta yerini almıştı bile.

İmam geriye doğru baktığında Hasan efendiyle göz göze gelmiş hafifçe gülümsemişti. O da hep ayni yüzlerle muhatap oluyor sanki mütemadiyen ayni insanlara namaz kıldırıyordu. Namaz sonrası yine tüm insanlık için dualar ettiler hep birlikte. Çıkışta yine hal hatırlı sohbetlerde bir kasabalının hasta olduğunu duyduklarında topluca geçmiş olsun gitmek için çıktılar camiden.

Sekiz, dokuz kişi artarda yolda yürürlerken Ramazan efendinin dükkânının önünden geçiyorlardı. Dükkânının önünde o meşhur yeşil iş önlüğüyle oturmuş bir arkadaşıyla tavla oynuyordu. Hasan efendi üzüntüyle baktı komşusuna.

Ölümü bu kadar uzak saymak, Allah’ı ve onun kitabından bu derece uzak durmak, Allah’a secde etmeye davet eden ezandan bile bu denli rahatsız olmak ne hazin. Sonra ayeti hatırladı. “Biz insanlara asla zulmetmeyiz. İnsanlar kendi kendilerine zulmeder ”Evet ne güzel açıklamıştı yaradan.

Yarattığı mahlûkata o zulmetmiyordu ki. Kendi kendine zulmeden yine yaratılandı. Bunlar kafasını kemirirken akşamı zor etmişti Hasan Efendi. Günler bu şekilde gelip geçerken o yine camiden içeri girdi. Cami her zamankinden biraz daha fazla kalabalıktı. Ama bu defa gözlerine inanamadı.

Ramazan efendi en öndeydi. Biraz daha dikkatli baktığında onu gördü. Evet, en ön saftaydı komşusu. Yine yeşiller giymiş en önde etrafındaki insanlara aldırmadan öylece duruyordu. Hayati boyunca bir kere bile camiye gelmeyen bu adam şuan buradaydı. Yine hayati boyunca Ezandan rahatsız olan hatta bu rahatsızlığını en kaba şekilde dile getiren bu zat için kasabanın semalarında yükselmişti salavatlar.

Evet, Ramazan Efendi En ön safta sessiz ve hareketsiz yatıyordu. Bu defa yeşil önlüklü değil, tabutu yeşillere bürünmüştü. Sağken ayak basmadığı bu camiye cansız bedeni başkaları tarafından getirilmiş en ön tarafa yerleştirilmişti. Sağken ezandan duyduğu rahatsızlıkla camidekileri kiran bu kişi için Salalar okunmuştu.

Bu dünyayı ve burada kazandıklarını, her fırsatta övündüğü evlatlarını, çokluğuyla gururlandığı arsalarını, son model yaptırdığı evini bu dünyada bırakarak son yolculuğuna çıkmıştı Ramazan efendi. Hasan efendi tüm bu düşünceler içerisindeyken imamın sesiyle irkildi; – Ey cemaat-Mevtayı nasıl bilirdiniz?




  • Ne düşünüyorsun?

    Olumlu Oy Olumsuz Oy

    Toplam oylar: 0

    Olumlu Oylar: 0

    Olumlu Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Olumsuz Oylar: 0

    Olumsuz Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Yorumlar

    Bir cevap yazın

    Yükleniyor…

    Yorumlar

    yorumlar