in

Küçük Ceylan Yavrusu

Her türlü hayvanı içinde barındıran, büyük bir ormanda bir ceylan yavrusu dünyaya gelmiş. Uçsuz bucaksız bu ormanda doğan ceylan yavrusu, doğduktan hemen sonra yanı başında annesini ve sürüdeki diğer ceylanları görüp tanımış. Günler geçmiş ve bu ceylan yavrusu hızla büyümüş ve her gecen gün de büyümeye devam etmiş.

Yalnız bu ceylan yavrusu, sürüdeki diğer ceylan yavrularından başkaymış. Gece olunca yavru ceylanların hepsi annelerinin koyunlarına sokulur, bu sıcacık doğal yataklarında uyurlarmış. Oysa bu ceylan yavrusu gece sabaha kadar gökyüzüne ve yıldızlara bakar, derin düşüncelere dalarmış.

Günler geçtikçe bu ceylan yavrusu daha da derin düşüncelere dalmaya başlamış. Düşüncelere daldıkça her şeyi tekrar gözden geçirmeye, bu zamana kadar “alışkanlık” hâline gelen davranışları sorgulamaya başlamış. Bir gün ceylan yavrusu, sürünün her zaman otladığı yerden değil de, daha farklı otların bulunduğu yerden otlamaya başlamış. Bunu gören annesi hemen yanına koşmuş:

__ Ne yapıyorsun burada? Neden herkesin otladığı o her zamanki yerimizden otlamıyorsun da burada otluyorsun?

Yavru ceylan cevap vermiş:

__ Bana göre buranın otları daha güzel anneciğim. O yüzden burada otluyorum. O hep yediğimiz otlardan ben artık sıkıldım. Bu otlardan yiyeceğim. Bunların tadını daha çok beğeniyorum.

Annesi kızar gibi bir şekilde karşılık vermiş:

__ Ne demek bunlar daha tatlı? Her zaman yediğimiz otlara ne olmuş? Şimdi nereden çıktı bu otları yemek?

__ Anne, istersen sen de bir tadına bak bu otların, ondan sonra istemezsen yemezsin. Ama bir tadına bakarsan eminim sen de çok beğeneceksin. Çünkü o hep yediğimiz otlardan çok daha güzel ve taze bu otlar.

Annesinin tavrı sert olmuş:

__ Hayır olmaz! Ben her zaman otladığımız o alandaki otlar dışında başka yerden ot yemem.

Yavru ceylan şaşırmış gibi konuşuyormuş:

__ Ama neden? Büsbüyük ormanın her yerinde, bizi beslemek için bir sürü ot var. Neden ısrarla o küçücük alana sıkışıp kalalım ki? Mantıklı olan, sadece o arazideki otları yemeye kendimizi mahkûm etmek değil, türlü türlü tat ve besin değerlerine sahip olan ormandaki bütün otları yemektir.

Annesinin cevabi hazırmış:

__ Bizden öncekiler, bizim büyüklerimiz hep böyle yapmışlardı. Onlar, o hep otladığımız alandan otlanıyorlardı. Biz de şimdi büyüklerimizin yaptığını yapıyoruz.

__ Peki, onlar neden o alanda otluyorlardı? Herhâlde onlar da, onlardan öncekiler öyle yapıyor diye orada otluyorlardı.

__ Belki de.

__ Peki, bu şekilde en sona kadar gidecek olursak nereye ulaşırız? Acaba en başta, o alandan başka yerde ot var mıydı? Muhtemelen yoktu. Ve en öncekiler, başka yerde ot olmadığından sadece o alanda otluyorlardı. Fakat şimdi var. Hem de çok fazla ot var. Peki, o hâlde biz neden hâlâ o alana dikilip kalalım? Bunun hiç bir mantığı yoktur. Elimizdeki fırsat ve imkânları en iyi bir şekilde değerlendirmemize engel olan tek şey, kafalarımızda oluşturduğumuz taassup ve dogmalar mı olacak?

Anne ceylan, yavrusunun bu söylediklerini düşündüğünde ona hak veriyormuş ama yılların getirdiği kabullenişlerle yine de her zaman otladıkları alandan başka yerde otlayamıyormuş. Başka yerden ot yerse, sanki bir suç işlemiş gibi hissedecekmiş kendisini.

Yavru ceylan ise, annesine ve sürüdeki diğer ceylanlara acıyormuş. Bunlar, nereden çıktığını bilmedikleri bir adetle, akıllarının ve mantıklarının değil, dogmaların sesini dinleyerek hareket ediyorlarmış ve bu yüzden bir ömür boyu, o verimsiz ve bayat otları yiyerek yaşamak zorunda kalacakları için yavru ceylan durumlarına üzülüyormuş.




  • Ne düşünüyorsun?

    1 puan
    Olumlu Oy Olumsuz Oy

    Toplam oylar: 1

    Olumlu Oylar: 1

    Olumlu Oyların Yüzdesi: 100.000000%

    Olumsuz Oylar: 0

    Olumsuz Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Yorumlar

    Bir cevap yazın

    Yükleniyor…

    Yorumlar

    yorumlar