derin sevda hikaye yaz şiir yaz hikayeyaz.net
in

Derin Sevda

İpliğinden çözüldü canım. Kekremsi bir tatla ağladım içimi soya soya. Yolunda ölmekten değil, bahtı kara yazgımda yaşayamamaktan korktum. Sicilimde adı geçen bütün aşklara hesap sorabilecek kadar büyük tufanlarım olmadı benim. Üşüyen gözlerimde en çok Nuh ağladı bu yüzden. Bu bahar ne mevsimsizsin sevgilim. Yokluğundan sorulamıyorsun, varlığın paramparça bir şiirde bile ezber edilemiyor. Düş kadar güzeldin; belki acımdın, belki soylu ağrımdın, belki gittiğim yerlerden geri dönemeyişimdin.

Sevgilim, bu kadar sevilebilmek için hangi yaranı yeniledin, gülüşünün hangi şekline yenilmeyi yeğledin bu kadar özlenmek için?

Rütbesiz sancılar büyütürken sana ayan incinmelerle, kapı eşiklerinde kederim titremeden adını anmayı yasak bildim. Parçalanmış sevinçlerle yaşlanmanın tenakuzunda kalbim. Ruhumun iç yüzünü yüzün gibi okşamanın cümleleri gramer hatalıydı. Yokluğuna karıştım, benliğinden çal beni. Tennurem ol giyindir, döndür beni, dön/düğüme.

Yaratılmış aşkın doğum sancısıydı kaburgamdaki hayat hissi. Gizimde gizlenemedi öze dönük kalp kırılmalarımın özneliği. Gülüşümü beyazına iliştirip mühürlesem, sandıklarda eskiyip solar mı aşkın senin içinden biçilmiş gelinliği?

Susma tercihimin haksızlığına boyun eğmeyen gururum için aşırı alkollü bir ölümdü ellerin. İsminin dikenli telleri özgürlüğüme vaat olacakken, dilenmemiş terk etmelerde eskidim. İçimden ağır küf kokusuyla geçti bir trenin çığlığı. Kompartımanlarda yolculuklarıma sahte imza atıyordu yabancı dokunuşlar. İstasyonlar ömrümün mola yerleriydi. Vahim bir sonbahar akşamından bize, sayısız mağlubiyet düşleyebilmenin neresi aşktı? Olmayışın değil kaburga kemiğimi sızlatan; bırakıp gittiğin boşluktan saçlarının savruluşuna benzer hırçınlıkla özlemin sızıyor. Hayalinle çıldırabilmenin deneme aşamasında hâlâ kalbim oysa.

Kokunla gömülmemi taşıyabilecek bir mezar var mı gözlerinde? Bir susmalık uçurum düşürebilir misin dilime şimdi? Üzgünüm sevgilim, yorgunum sözlerine. Hiçbir vedadan ellerin olmadan gidemezdim. Bir dilek tutar gibi şarkılar söyle ayrılığın hatırına, yemin edilesi dudaklarının uğundurmasına aldırmadan. Sesimin uykusuna yat. Bak ne çığlıklarla böleceksin rüyalarımı.

Beynimin karanlığına sığınan harflerin aldatmacasında yitirdim sessizliğimi. Hiçbir rastlantıda kabul görmedi ancak kendime anlatabildiğim doğrular. Susarken boğazıma düğüm attı düşsüz yarınlarımın esmer dünleri. Sahi sevgilim, kaderime bugün olsaydın hangi günü eksiltirdin kendinden? Ömrümün iç acıları toplamı sen ediyorken hâlâ, üstümü hangi günle çizerdin?

Doludizgin unutmaların gönüllüsü sözlerindi, ulu orta dönmemelerinin meyillisi merdiven sonunda kalakalan gitmelerim. Çaresizdim yanağını üzen gözyaşına. İhmaller ve ihtimallerle sınadın lügatimdeki her yitirmeyi. Yankısı yok kuyular gibiydim. Kavgasından korkan kahraman olabilmenin en çetin yolu yaşanmamış öyküleri silmekti. Baş harflerini yuttum hikâyelerimin. Şimdi dönebilirsin bana ve dokunabilirsin acıtacağını bildiğin bakışlarıma. Sahipsiz bir sitem gibi ağlayabilirsin kimsesiz sözcüklerin noktalarına. Kalbinde atan nakaratlar yüzünden yarım bıraktığın şarkılardan aslın düştü. Bu yüzden, seni sevmelerimden mesul değilim sevgilim.

Kaç kişi bir teheccüt miktarı sözcükle intihar libasından kendine aşk biçer?

Uzatmalı öyküleri dilimin dibine saklayıp uyudum çoğu zaman. Mahzeninden yılan geçen ağrılara dokunamayacak kadar puslandı gözlerim. Doldum doldum boşaldım ırmaklara. Akarsuyumun akamazlığında aşk bir gusül şekliydi. Sonunu evvel ezberleten hayat serüvenlerinde ikircikli kalırken kader, kalemin elinden alamadım kendimi. Kayıt dışı yalanlara gebe kalırken yalancıktan ağlayan yalnızlık, her sesli harfin üstünden imalı bakışlarla geçtim. Beynimdeki böcekler işgalciydi bir bakıma. Süresi bir öncekinden kısa şarkı bitimlerinde diline dolanmalarımın sevgilim. Suresi yalancı peygamberlerin sözleri gibi inkârcı güzelliğinin… Ellerinin kuyusundan su çekilmez ya sevgilim, senin eş anlamlın savrukluğun. Azmet ve sesimin cesaretine say sessizliğimi.

Zül sayabileceğim ruhumun kafa kâğıdını afiş diye astım kentlerin şafağına. Aklıma yaslanacak aslım, aslımdan vurulacak ismim, ismimde toplanacak cesaretim kalmasa da boşluğundan yazabilirim unuttuklarımı. Aklayacak kırık yoksa üzgünlüğümde, sana acımın robot resmini çizebilirim sevgilim.

Yinede, cinnetimi mahlaslarla yazan kalbin yakarışlarında ellerini açtı kelimelerim. Sen ve ben bir çıkmaz sokaktı. Bütün yollar, köprüler, şehirler, ülkeler, raylar birbirine bağlanırken, çıkmaz seyr-ü seferimizden çıktığımızda bittik. Kim bilir kaç otobüs, kaç gemi ve kaç tren sonra birbirimize rastladığımızda uzayıp giden acılarda ölmüş olacağız.

Dündü… Vakte erken derken, su yolunca akar bilirken, eksilen cümleler noktasız bitiyordu. Bugün… Kabullenmenin sızısından süt sağıyor aşk bildiğimiz yok oluşlar. Ayrılığın selefiyiz, haberimiz yok. Yarın… Hiç olmadığımız bir yerde, ömrümüze ve gülüşümüze çarptığımız bir kazanın ertesinde, canımızın yanışlarına biraz daha ihtimal diliyor olacağız.

Hadi bir kez daha sus; böyle yokluğunu aratmayacak kadar güzelsin çünkü. Çünkü dünün, bugünün ve yarının toplamı aşk etmiyor.

Çünkü… Sana üstüne şahadet edilesi bir acı bırakıyorum sevgilim. Çünkü dokunduğun yerlerin izi yaramdır benim.




  • Ne düşünüyorsun?

    Olumlu Oy Olumsuz Oy

    Toplam oylar: 0

    Olumlu Oylar: 0

    Olumlu Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Olumsuz Oylar: 0

    Olumsuz Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Yorumlar

    Bir cevap yazın

    Yükleniyor…

    Yorumlar

    yorumlar