içimi kara yazdım
in

İçimi Kara Yazdım…

İçimi Kara Yazdım

 

Geceydi… İçimi kara yazdım . Geceye elimin küfründen-kan-düştü; – Kilit kırıldı, insafa geldi oyunbozanlar.

Kim haklıysa yalan çıktım ona. Ellerimde is kalmış derinliğime hasat olan yalnızlığın. Durup durup gençliğimi yatırıyorum raylar üstüne ve hep sana vagon dolusu isyanla kanıyorum. Solgunluktan solmuş ayrılıktan dönerken saatli bombaları kuruyorum beynimin kıvrımına. Açlıktan acıkmış bir akrep yaralıyor da tenimi yinede izini sökemiyorum saçlarının kokusunun. Oysa gecikmiş bir zamandan gelen martılar sürüklerken bedenimi sokaklarda mülteci aynalarda yüzünü kaybeden oluyorsun. Geçmişe uzanarak sus’un an yitiminde kendini ölüyorsun.

Oynuyorsun oyunu sobeleyerek. Acım sakin bugün, on altı punto harflerle masala kaçamayışımdan belli. Uçurumları kucaklayamazsa gözlerin, sarılsın boynuma dudağın boylu boyunca. Soylu evlerde intihar ipliği düğümlenirken kara tavanlara üşüyen yanlarımı sararak sağalt beni. Denizine küskün denizkızı olsan da karaya vurma ölürsün demedim mi?

‘’Aşk tek kişilik yalnızlıktır” diyor ya sair, bu yüzden kendimi siliyorum yalnızlık isimli zaman hayaletinden. Sensizlik otobüs bagajlarında küflenen bavullara sığmıyor, gel al kalbimi.

Su (susuz) uyudu. Dile pus düşürüp ay ışığında bahtıma sus kaydıran güzel uyudu. Ayakta kalan yalnızca zülfünün telini seyre çıkan yıldız oldu.Çıkar dedikleri her yolun sonunda kent uçurumları el salladı başucumdan. Dönemedim aşkın giriftliğinden. Geçip gittiklerim darp izli bakışlarda ve köprü başı asılmalarda vurdular gölgemi karartısından. Saatin sırtına adın yazıldı zamanın dibe vuran anları anlarken her şeyi. Kırbaçlanmış türküler kutsanırken ‘hüsran’ bilindik yalnızlığımıza ortak kılındı. Sen gözbebeği dağlanmış bir şehirde imla hatalarıyla ağlayan palyaçoyu oynadın mı, makyajına inat dilindeki pelteklikten tanınacağını bilemeyen? Bir delinin şizofren düşünden çok daha fazlasıyım ya, anılar geç kalmıyor aşka sevgilim. Bu ayrılığı ellerin ısıtamadan hiçbir öznenin saklayamadığı ben’i yükleminden eksiltmeye basla hadi. Cesetlerin gözleri üşürken hazandı. Gitmeye en yeminliler, kalanlardı. Bu yüzden hep terk edildim.

Alın yazısı yargılanmış, her unutuşta biraz daha eksilerek sahipsizliğini sahiplenmiş ve bir yaranın kabuğunda kendini kurşunlamış bir ölüsün belkide sevgilim. Saklambaçlarda kalbinin sağını ve solunu sobeleyerek biraz daha düşman kesiliyorsun aşka. Rus ruleti oynayan kumarbaz bir yaşamdan çıkıp saçlarını kumlarla tarıyorsun, avucunda kalıyor küllerin. Unutma; çarmıhta İsa, mağarada Meryem ve – il la divina commedia- Beatrice değilsin. Elbette öleceksin özlemenin kan kırmızı teninde yenilenerek. Asi bir gülümsemenin kaosunda beslenerek zambak beyazı titreyişlere saran sevişmenin ortasında yanağına gül karası çeken gözyaşlarının ürpertisini duyuyorsun belki de. Çaresiz bir adama endamım vurarak ya da nispeten öyküsünü çalarak saçlarını rüzgâra tersten yalatan düş veriyorsun. Teninden hiç çıkmayan adamların kokusunu silemediğinden bu ölümsüz kederin. Hadi el sallarken gemilerin arkasından çapkın gözlerle, birde deniz olmayı dene. Bak nasıl meyilliyim karanlığına yelken açmaya. Tut nefesini bağır içime.

İçim sensizlikten geçiyor ya, sayabileceğim bir veda tut bana aynalarda suretini kırmayan. Düşüncemden çıktım bir gece. Gemiler beyaz flamalı değildi, siyahta değildi Dedim ya geceydi. Karanlıktı. Görmedim. Düşüme baktım, yanmıştı mosmor ufuk boyunca. Sapsarı başaklardan, papatya vadilerinden ve ölüler korosunun şarkı söylediği tarlalardan kirpiklerimi sürerek geçtim. Sesli harfler yutup sessiz harfler çıkardım ağzımdan, henüz öpülmemiş hâlini sevdiğim için. Uykuluydum ama uyur-gezer değildim. Güvercinler takıldı aklımın ağlarına. Yutkundum aklımı. Bembeyaz bir el dokundu saçlarımın intihar rengine. Önce ellerini sevdim, sonra gülüşünü, sonra gözlerini, sonra sonrasızlığını…

Eğildim baktım gök altından. Yalnızlığından fire veren kanadı kesilmiş bir melekti bu. Dedim ya geceydi. Karanlıktı. Görmedim. Bir celladın kılıcına düşmeye amade kan gibi uykusuzdu gülüşü. Süzdü beni, ekti yüzüne, eledi kirpiğinde, aldı derinimi deşmeden. Dudağıma bir aşk kondurdu ve “bunu bende büyüt” dedi. Dedim ya geceydi. Karanlıktı. Gördüm. Kesilmiş bir hayale durduğundan gözlerinin feri kaçmıştı omuz baslarından ‘Bir bedene can çıkarken dokunma. Kalp hâlâ sıcaktır. Bir kadını aşıkken tanıma. Tanıdığı her şey kalbi olmuştur’ dedim ve ağladım ellerini tek celsede. Kirpiklerimde simsiyah süt gibi ağıt. Biz kaderin mors alfabesini çözmeye çalışırken aşka satir.altlarında piyon olmuşuz. Aşk biz’den kârlı çıktı sevgilim. Bu yüzden konuşmak için erken, susmak için aşksın…




  • Ne düşünüyorsun?

    Olumlu Oy Olumsuz Oy

    Toplam oylar: 0

    Olumlu Oylar: 0

    Olumlu Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Olumsuz Oylar: 0

    Olumsuz Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Yorumlar

    Bir cevap yazın

    Yükleniyor…

    Yorumlar

    yorumlar