tanrım
in

Tanrım !…

Her şeyin tanığı dün gece. Çürümenin en güzel hâlini yaşarken ve yaşatırken bana. Vallahi uydurmuyorum. Tanığım karanlık.

Tanrım, gözlerimi kapattım delik delik arıyorum ruhumun kabzedilmiş düşünü. Soruların en kısır yanına yaslanan harabeliğime aldanıyorum. Sesler susuyor, kalbim delilik cinnetinde. Hatırla diyordu bir ses: Gün dönmeden teninin yontulmuşluğuna öl! Senin için nara yattım. Dara kattım her şeyimi. Ayak bastım aklın kuşkularına. Hadi tebessümle kutla. Hadi yabancılığımı kundakla. Kancık bir düşle geri gel, bu kez yitmeyeceğim. Ağlasamda yitmeyeceğim. Bitmeyeceğim. Kefen giydir gözlerime. Yağmala. Soysuz ve ırkçı sözlerle bir bakış aralığında adımlarımı sayıyor gece. Damla damla karanlık. Fezaya sığmıyor uçsuzluğumun bedeni. Sonsuzluğumun mezarını istiyorum. Diril diril öl. Öl öl yaşa. Kim hak ediyor saçlarına bir busenin kondurulan şımarıklığını diye sorma. Şehirleri önüme kat. Çamur deryasına batırdığın direncimi alaycılığının bakışında boğ ne olur!

Parmaklarım titriyor. Bedenim ruhumu ispiyonlayarak sarsılıyor. Adım adım yaklaşan katmerli gözyaşı. Sebep? Bir ses. Avluda. Sokakta. İçimde. Gözlerimde. Aynada. İlla kulaklarımda. Hadi kırılan yanlarına sağaltamayacağın yaralar sun. Bugün gitti. Dün bitti. Yarın eteğimi çekerim gökyüzünün üstünden. Dayan dayan nereye kadar! Yalancı kederlere üşüyen gülüşlerde rastlanmaz. Uyunmaz bu kırıklıkla; adı silinir adamın. Duysan o gürültünün heybetini kan yıkarsın. Su içmeden güze düşersin. Aşk iliştirmeden günaha hayattan kaçarsın. Gövdene akıyorum derin bir hayasızlıkla. Kederli bir alış-verişe ellerime karşılık ‘evet’ diyorum. Her şey yiterken anlamına var denilen her şeye manifesto cümleler buluyorum. Şimdi, musallada iki ölü. Bir ben diğeri şeytan. İkimizde intihar komandosu. Tanrım, sustur şu ölüme özlem duyuran sesi ne olur!

Marifet diye önümü ilikliyorum evrende yer kaplayan her şeye/hiçbir şeye. Yutkunamıyorum. Tükürüğüme zehir sürülmüş. Parmaklarımdan başlıyorum kendimi jilet inceliğinde süzmeye. Yaşamam için bu kez karanlık şart. Ölüm şart. Her şey bir yana anlamsızlık şart. Düşümde enfeksiyon belirtisi. Yada en fazla ölümün karanlık sulara el edişi, diz çöküşüm içimi yırtan sese. Al kendin yak mumun yandığı ateşi! Terk edebilecek kadar aydınlık, görebilecek kadar körsün. Bitmiyorsun, daha çok gülüyorsun ince sızlayışlarıma. Bir elin gökyüzünde, bir elin ateşte. Ezildikçe yağmalıyorsun. İncinen kalbimi Tanrı vergisi cümlelere bu kadar yakma. Ağzımda buluttan teslim uyku. Tanrım, sol asfalta yığılıp kalmamam için biraz uyku ver bana!

Anlamlanmak için anlamımı almanın -ne çare- sufî ağlayışındayım. Yeşerttin kurut beni. Bu sorular ve karşılığında verdiğin cevaplarla ayakta tutma. Sorularla yaşarım da cevaplarla asla. Dengem sarsılmakta ağır şizofreni ile. Dizimi geçmiyor deniz. Kül yutmuş gibi sessizim. Alamet mi sessizliğim sana kavuşmaya?

Köklerimi tuttum ben, gövdemi sen çiğne! Zamanın kendini katledişine hevesle bakarken en güzel günaha meylet. Çetin sancılarla sınamaktan vazgeçmeden avuçlarına çiz yüzümü yutamadığın hiç’in suyuyla.

Yol yok. Son yok. TANRIM NİYE YOK YOK?

 

Ayaklarım tutmuyor bu ayrılığı kalsak mı? Direnemiyor artık bedenim. Kalsan da bir ömür boyu tutsak kalsak bir gölgede. Gitme/sen/de tutuşmasa aynalar. Gitme/sende ayaklarım senden dönse. Hüznün sarp dağlarında, yamaçlara uzansak. Durup durup besteler yapsak geceye. Sonra kan damlatsak söylenmemiş şiirlere.

Koca bir çınar ağacının gövdesine kazsak adımızı. Budaya budaya büyütsek Suskunluğumuzu.

Ve ben kirli ağzımla öpsem ayaklarını.

Islak bir duvardan aksa gözlerim, sonra sen girsen matemime. Ağıt yaksam. Küle çevirsem betonlarla yığılı dört duvar odalı yalnızlığımı. Ellerini tutsam katil yüzümle. Bitmez bu halde gözyaşım kurur beynimde. Çölsem de sana dokunarak ölsem. Hani bir şarkı vardı ‘ben sende tutuklu kaldım’ İşte öyle bir aynadan geçiyor ki ellerim dur diyemiyorum dilime.

sevgilim sana öyle bir dua bırakıyorum ki cehennem haram tenine, dokunamadığım yüzüne yasak ateş, öyle bir dua’yla örtüm ki tenini ben bile haramım artık sana haramsın sevgili… geçme ellerimden.

Öyle bir gece de doğdun ki üstüme gökyüzü eteklerinden topladı tüm yıldızları. Bir sen kaldın sema’da birde dolunay. Dilek tuttum mahrem duygularında koynunda. Cevapsız sorular bıraktın hezimetime.

Yusuf kuyusunda paslı süngüler altında rüyalara tabir bulurken sen hangi düşte uyanıyordun. Züleyha’nın günahı Yusuf’un aşkından değil miydi? Her aşk’a bulaşıyormuş meğer günah.

Ah yar öyle çok seviyorum ki seni günahımı yırtık bir gömleğin üstüne bırakıyorum.

Kapılar kapanır, şehirler geçer gider benden bir ben kalırım bu oda da. Sende gidersin ya üstüm açık kalır. Ayaklarım tutmaz sıcağı,

Dayatsam tüm elvedaları kapına kalsan ya bir tutam içimde.

Ve ben kirli ağzımla öpsem ayaklarını. Şehir içime kaçsa da sen, şehla gözlerinle çıkarsan içimdeki yıkık dökük kaldırımları.

Hadi Mevlanalar bizi çağırıyor ‘bin defa günaha batsan yinede gel’ diyor.

Tut elimden gidelim hadi. Temiz olmak adına gidelim…

sevgilim sana öyle bir aşk bırakıyorum ki

başka bir erkek sesi yasak sesine

sana ödünç bırakıyorum beni

Şimdi söyle sevgilim

daha kaç kan dökecek gözyaşım?

İlgi:

Kuruyan gözyaşlarımın sahte yanı. Ağlayamadığımın resmidir…




  • Ne düşünüyorsun?

    Olumlu Oy Olumsuz Oy

    Toplam oylar: 0

    Olumlu Oylar: 0

    Olumlu Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Olumsuz Oylar: 0

    Olumsuz Oyların Yüzdesi: 0.000000%

    Yorumlar

    Bir cevap yazın

    Yükleniyor…

    Yorumlar

    yorumlar